1. ADIM - " Gönülsüz Aş Ya Karın Ağrıtır Ya Baş "

 Gönülsüz Aş Ya Karın Ağrıtır Ya Baş

Bu ülkeyi çok severken bir şeyden de çok sıkıldım, sizin de sıkılmış olduğunuzu tahmin ediyorum. 

Ben bu işe gönül vermenin haricinde para kazanmak için dış ticaret uzmanlığı yapıyorum. İşim gereği bir çok insanla telefonla konuşuyorum, birebir  görüşüyorum. İnsanlarımızın nasıl bunalmış nasıl daralmış olduğunu görmeniz lazım, bir tane işini isteyerek düzgün şekilde yapan insan yok. Her şeyi elimizin ucuyla, itinasızca yapıyoruz.


Annemin çokça kullandığı bir atasözü vardır. 

Gönülsüz aş ya karın ağrıtır ya baş


İşimizin düştüğü bir kişinin kapısını çalıyoruz içeri giriyoruz. Karşımızda buruk bir ifade. Sesli söylemese de içinden sövüyor belli. O kadar daralmış ki, o an bile O'nu o mesleğe yazdırana sövüyor içinden. Bunu herhangi bir devlet dairesinde, hastanede, okulda veya işletmede yaşamayan, o suratı görmeyen var mı? 

İşte o "surat" ya bizim başımızı ağrıtıyor ya da sahibinin. 

İş hayatında çalışmak, hayatının büyük bir kısmını orada geçirmek demektir. Kendimden örnek vereyim; sabah saat 7'de kalkıyorum iş için hazırlanıyorum, işe gidiyorum ve akşam eve 7'de dönüyorum. Geriye ne kaldı? En iyi ihtimalle 5 saati kendime ayırıyorum. 7 saat de uyuyorum desem. 7 saat uyku, 12 saat iş, 5 saat da kişisel hayat. Nasıl fena değil mi? 

İş ve meslek seçerken pek de düşünmüyoruz böyle şeyleri. Ya kimse anlatmıyor ya da aklımız başka yerlerde oluyor galiba o dönemlerde. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Anket sonuçları açıklanıyor.

. Çalışanların sadece %41’i mutluyken geri kalanlar %59 işlerinden mutlu değiller - İşKolig 2013 ( http://eticaretmag.com/turkiyedeki-en-mutlu-calisanlar/ )

. Türkiye’deki insan kaynakları sitelerinden Elemanonline.net’in iş memnuniyeti anketinin sonuçlarına göre çalışanların yüzde 84’lük bir bölümü yaptıkları işten memnun değil ve bu işleri sevmiyor. ( http://eticaretmag.com/calisanlarin-yuzde-84u-isini-sevmiyor/ )

. Her 3 çalışandan 1’inin mutsuz çalışıyor - Avita Mayıs 2014 ( http://aydancag.com/2015/02/15/mutsuz-calisanlarin-destege-ihtiyaci-var/ )


İşteyken insanlarla iş yapmak için konuştuğumda neden deli olduğumu biraz daha iyi anlıyoruz değil mi?

Çok açık ki bir çoğumuz bulunduğumuz noktada çalışmak istemiyoruz. Bir şeyler yanlış gidiyor bu çok belli. 



Maksim Gorki'nin güzel bir sözü var: “İş mutluluk verici olduğunda hayat eğlencelidir; bir görev olduğunda ise esarettir”



İnsanların çalışırken mutsuz olmasının elbette tek bir sebebi yok. Ben bugün bir tanesine odaklanmak istiyorum. Yanlış meslek seçimi.


Ve bugün burada size bunu sormak istiyorum " Mutlu mu olmak istiyorsunuz yoksa esir mi? " 


Zamanın en büyük esirlerinden birisi de bendim. Yanlış bölüm seçtim ve bu benim 7 yılıma mal oldu. Okulu 7 yılda bitirenler var diyorlar ya işte onlardan birisi benim. Gerçek yani :)

O 7 yıl bir çok sağlık problemine, maddi kayba ve ailevi üzüntülere sebep oldu. Hayat enerjimi olmadık işlere harcadım. Yaşayamadım, kendimi ortaya koyamadım.

Bu yüzden lütfen bir kez de şu çok mühim soruyu kendinize  olsa sorun: Ben bu bölümü neden okumak istiyorum? Neden bu mesleği seçmek istiyorum? Yeteneklerim,ilgim ve hayata bakış açım bu meslek ile uyuşuyor mu?

Bu yaşlarda hepimiz büyüklerimizin çok ciddi etkisinde kalıyoruz, bu konudaki durumunuzu çok iyi anlıyorum. Ben sadece bir kez içinizdeki sese kulak vermenizi istiyorum.

İçinizdeki gücü ortaya çıkarak doğru yola girmeniz için beraber bir yol planı çizelim istiyorum. Doğru ve güçlü bir yol planı çıkarırsak önce kendimiz dahil herkesi ikna edebilecek güce sahip oluruz onu biliyorum.

Bir kez olsun bütün baskı ve yönlendirmelerden uzaklaşarak içinizdeki sesi dinlemeye çalışın ve şunu düşünün:

İlginizi,yeteneğinizi ve yaşam becerinizi doğru yolda değerlendirirsem ne olur?

Ne olur biliyor musunuz? Dünyayı değiştirirsiniz; Da Vinci gibi olursunuz...

Leonardo da Vinci'yi tanımayan var mı? Yıllar geçti üstünden ama Dünya O'nu unutmadı. Neden biliyor musunuz? Çünkü o Dünyayı Değiştirenler Ligi'nde oynamıştı. İnanılmaz eserler bıraktı.



Da Vinci'nin çok sevdiğim bir sözü var; diyor ki : "Çalışmalarım olması gereken kaliteye erişmediği için Tanrıyı ve insanlığı gücendirdim."





Ben ilk duyduğumda içimden 'hadi oradan' dedim. Daha ne yapacaksın arkadaş. Ne olabilir daha fazla? Ama sonra düşününce, biraz da hayatın içine girince, bu sözü nasıl bir farkındalık ile söylediğini anladım. Anlamak bana pahalıya mal oldu tabi.

Da Vinci de kendisinin çok fazla eser ortaya koyduğunu biliyordu ama daha iyisini yapabileceğini de biliyordu. Daha iyisini yapabilme şansı olduğu halde yapmayanlara bir uyarıydı bu sözleri.

Da Vinci bir dahiydi ve en önemlisi yapabileceklerinin de yapamayacaklarının da farkında olan bir dahiydi. Hangi konuda becerikli olduğunu biliyordu. Onu efsane yapan belki de buydu. Hangi alanda çalışması gerektiğini gördü ve o alanda çalıştı. Mesela Ekonomi üzerine yeni bir tez yazmak için uğraşmadı. Belki de şartlar onun daha iyisini yapmasına izin vermedi ama O, doğru alanda çalıştı; çok çalıştı. Dünya'ya çok şey kattı, efsane oldu. 

Peki siz neyi istediğinizin farkında mısınız? Yoksa 40 yıl sonra siz de Tanrı'yı gücendirmek mi istiyorsunuz? Belki de asıl gücendirdiğimiz kendi özümüzdür.

Doğan Cüceloğlu'nun kitabında karşılaştığım, ünlü bir sosyolog olan Eric Fromm'un sözü beni derinden etkilemişti.


Eric Fromm diyor ki : "Yaşanmamış hayatlar, tüm savaşların ve kötülüklerin kaynağıdır."





İnsan geçmişe bakınca yaptıklarından ziyade yapmadıklarından daha çok pişman oluyor. Pişmanlıklar, yani yaşanmamışlıklar ne kadar çok ise o kadar çok can yakıyor. İnsan işte, bazen kendi canını yakıyor, bazen de çevresinin, en sevdiklerinin. 

Ben bu sözü okuyunca etrafımdaki insanların neden bu kadar üzgün olduğunu daha iyi anlamaya başladım. İnsanlar yaşamak istemedikleri hayatlarda sıkışıp kalmışlar. Mutsuz yetişkinlerin canı yanıyor. Olmamaları gereken bir ofiste, fabrikada, iş yerinde çalıştıkça 'Ben burada ne yapıyorum, çok mutsuzum' duygusu sarıyor her taraflarını. Bu duygu önce kendine sonra da etrafına karşı kötü olmalarına sebep oluyor. Alın size somurtan insanlar, iş yapmayan çalışanlar. 

 Bu sebeplerden dolayı meslek seçimini daha ciddiye almalıyız diye düşünüyorum. Bunu bir vatan meselesi olarak görüyorum.

Kim evladını işini sevmeyen öğrencilerine kötülük yapacak bir öğretmene teslim etmek ister ya da kim öfleyip püfleyerek şantiyeye giden mühendisin, teknikerin yaptığı evi almak ister? Siz ister misiniz? Ya mecbur kalıyorsanız? 

Bunun neden ciddi bir vatan meselesi olduğunu her mecbur kaldığımda ben daha da iyi anlıyorum.

Belki kafanızda bir bölüm, bir meslek belirlediniz. Peki bunu gerçekten neden seçeceğinizi biliyor musunuz? Aile, statü, para, heves, meslek algısı, kaygı, onaylanma duygusu? Yoksa bir Türkiye klasiği olarak kapağı atayım kurtulayım meselesi mi?

Üniversite yıllarımda gördüm ki, insanlar üniversiteye ve daha da acısı tercih ettiği bölüme neden geldiğini bilmiyordu. Ben de bilmiyordum. Kimse kendinin farkında değildi.

Bir kaç yıl önce okuduğum bir yazı çok hoşuma gitmişti. Amerika'da tıp fakültesine 30 yaşından sonra başlayanlar daha başarılı oluyorlarmış. Peki neden? Nedeni basit aslında, artık kişi kendini daha iyi biliyor, ne istediğini anlıyor. Da Vinci gibi ne yapabileceğini ve ne yapamayacağını kavrayacak olgunluğa erişmiş oluyor. Statü, para, heves gibi unsurlardan uzaklaşmış oluyor.

Ben bugün 26 yaşında kendi isteklerimin daha çok farkındayım ve aynı kafa ile geçmişe gitsem neler yapardım çok iyi biliyorum. Keşkelerim var. Sizin keşkeleriniz benimki kadar çok olmasın.

Ben sizler için farkındalık ile süslenmiş " gerçekten yaşanmış " bir hayat temenni ediyorum.  Sizinle gurur duymak istiyorum. 

Aziz Sancar bizi nasıl mutlu etti; kendini, ailesini ve ülkemizi nasıl gururlandırdı, gördünüz değil mi? İşte Dünya'yı Değiştirenler Ligi'nde oynamak böyle bir şey. Gururu ve yaşamı hissetmek böyle bir şey.

Kendinizi gururlandırın. Ailenizi gururlandırın. Bizi gururlandırın.

Gurur duyulacak işler yapmak demek “olması gerekeni”, "yapılması gerekeni” hatta en güzeli de “herkesin yapamadığını yapmak” demektir.

Bunu yapabilmek için de tabi ki doğru yolda olmak gerekiyor. Kendinizi tanımanız, becerilerinizin farkında olmanız gerekiyor. 

Balık iseniz kavağa çıkmaya çalışmanın kime faydası olabilir. Sadece kendinizi becereksiz ve aptal gibi hissedersiniz. 

Kısa mesafe koşuda Dünya'nın en hızlı koşan adamı ünvanına sahip Usain Bolt ile yüzme dalında Dünya rekorlarına sahip Michael Phelps'i yüzmede yarıştırmak ne kadar mantıklı? Usain Bolt'un havuzda kazanma şansı var mı? Ya da Phelps'in koşuda Bolt'u geçme şansı var mı? Hangisi daha yetenekli?

Beceremediği halde ısrarla sahaya inip futbol oynayan, her seferinde onlarca gol kaçırıp hüsrana uğrayan yine de şen şakrak ben çok iyiyim diyen kaç kişi tanıdınız. Böyle bir şey ne kadar mantıklı olabilir? 

Lütfen zekanıza ve size bahşedilen yeteneklere hakaret etmeyin.

Bir balık iseniz olması gerektiği gibi denizlere açılın. Denizlerde kendi rakiplerinizle, arkadaşlarınızla tanışın onlarla yüzün, onlarla yarışın. Kimsenin yapmadığını yapın ve Dünya'yı değiştirin. Kendinizle gurur duyun. 

Dünya sizinle daha güzel bir yer olsun. Her mesleğin bir kahramana ihtiyacı vardır. Siz o mesleğin kahramanı olun 

Beni romantik olmakla suçlayan insanlar oldu, içinizden de olacaktır biliyorum. Bunlar çok güzel ama hepimizin yaşamak için paraya ihtiyacı var, ben de burada kalkmış Dünya'yı Değiştiren'lerden bahsediyorum. Bunu söylüyorsunuz içinizden değil mi? Biliyorum.

Şunu hiç bir zaman unutmayın sırf para için çalışmak mutluluk getirmiyor ama mutlulukla yoğurulan çalışma azmi, parayı öyle ya da böyle getiriyor.

Bunların hepsini ve daha fazlasını sonraki bölümlerde konuşacağız.

Kendi yolumuzu bulalım mı? İkinci bölüme geçelim mi?

2. Adım " İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir "